Kaş’ta 3 Farklı Zamanda Tatil

Sene 1990.

Akşamüstü saatleri… Yolun sağında derin mavilik, solundaysa dağlar…

Günbatıyor ve babamın sesinden şarkılar dinliyorum steyşın arabamızda. Bir an önce varmak istiyorum Kaş‘a. Yollar toprak ve virajlı.Yanımdaki çeşitli malzemelerden dolayı sıkışık oturduğum arka koltukta sallanmaktan midem bulanıyor. Anneciğim az kaldı diyor, çünkü uzaktan köyün ışıklarını seçebiliyoruz.

Kaş‘a vardığımızda artık gece. Tek isteğim kendimi bir yatağa atmak. Köyde sayılı olan pansiyonlardan birinde yer var. Odaya girince direk yatıp uyuyorum.

Sabah heyecanla yataktan kalktığımı hatırlıyorum. Odanın içini güneşin ve denizin kokusu doldurmuş. Babam ve annem ayaktalar bile. Sabah kahvaltısını pansiyon veriyor. Çok mutluyum. Sonunda bir yerde bulaşık yıkamıyorum. Pansiyonun terasında açık büfe brunch olacakmış. Midesi guruldayan bir çocuk olarak merdivenleri çıktım. Ve….

Allah’ım bu nasıl güzel bir manzaraydı.

Kaş

Tüm maviliğiyle gözlerimi kamaştırıyordu.

Pansiyonun terasından sarkan begonviller çerçevelemişti denizi.

(Kaş’ı hala böyle hatırlıyorum…)

Kaş’ın, 1990 lı yıllarına ait elimde bir fotoğraf yok. Ama şu resme biraz güneş ışıltısı daha katarsak hatırladığım o mavi derinliği bulabilirsiniz.

Bizden başka köyde birde İtalyan turistler var. Aşağıya meydana indik, pek gezilecek dükkan yok. Sonra denize girilecek yerler arıyoruz. Kayalıkların üzerinden denize girmek gerekiyor, pek keyifli değil…

Çay bahçesinde birşeyler içtikten sonra, babam kahveden bulduğu bir balıkçıdan bizi Kekovaya götürmesini istedi. Kekova’ya geldiğimizde batık halde olan antik evleri, yolları, sütun parçalarını, yamaçlarda yer alan kral mezarlıklarını hayran hayran seyrettim. Işıl ışıl berrak suların arasında kalan tarihin gizemi beni etkilemişti.

Çukurbağ Yarımadasından manzaralar…Doğanın güzelliği

Sene 2003.

Yine akşam saatleri ve sanırım nisan sonundayız. Otobüsteyim. Yanımda arkadaşım Neslihan var. Dalış eğitimi macerasında Kaş görülecek yerlerin en başında. Pansiyondan evrilmiş otelimize yerleşiyoruz. Yine yorgunluktan sabaha kadar uyanmıyorum. Kahvaltıda göremedim, o güzel Kaş manzarasını bu sefer.

Olsun, havuzdayız. Tüpler sırtımızda. Temel havuz eğitimi alıyoruz. Derinde nasıl haberleşilir, hava nasıl alınır, ağırlık talimi…Gözlüğe dolan su nasıl boşaltılır gibi gibi.

Bugün tekne gezisi yok. Serbest zaman. Neslihan ile beraber Kaş meydana yürüyoruz. Solumuz manzara, sağımız küçük atölyeler, el yapımı malzemeler…Her yer begonvil. Hava sıcak ama akşam serinliği olabilir ellerimizde hırkalarla limana gittik. Yokuşun hemen bitiminde yer alan Mavi Bar’dan ortama uygun şarkı sesleri yükseliyor. Eskiye göre çok gelişmiş, ama hala eski huzurlu yer.

Aynı huzuru hissedebiliyorum, güneşin ve denizin kokusunu alabildiğim.

Kaş limanına günbatımında mutlaka uğramanızı öneriyorum. Manzara muhteşem oluyor, kaçırmayın 😉

Ertesi sabah çok erken kalkıyoruz. Çünkü artık tekneyle açılıp, Kaş‘ın o muhteşem su altını görebileceğim.

Ama önce dalış eğitmeni sığ bir noktada suyun altında sınava sokuyor bizi. Benden önceki çift geçiyor. Yanımdaki partnerimle suyun altında bağdaş kurmuş bekliyorum. Hocamız gözlükten suyu tahliye etmemizi söylüyor işaretle. Bu işlemi tam yaparken, partnerim panik oluyor. Hoca onunla ilgilendiği için yapabildiğimi görmüyor. Bizi tekneye çıkarıyor. Tabi Neslihan ve diğer arkadaşlar, güzel bir su altı gezisine çıkıyorlar. Üzgünüm, teknede onların dönmesini bekliyorum.

Baş dalış eğitmeni, neden yüzemediğimi sorduğunda herşeyi anlatıyorum. Çok üzgün olduğumu anlıyor.

“Hadi Berrin, dalış elbiselerini giy beraber yüzeceğiz” diyor. Çok sevinçliyim, bir yandan da panik.

Çünkü suyun altında yaşatılan tecrübesizlik yüzünden biraz korkuyorum. Halbuki ben başarmıştım. Şimdi bunu tekrar denemeli ve şeytanın bacağını kırmalıydım.

Öylede oldu…Eğitmenimle beraber tekrar Kaş‘ın o derin rengine doğru dalıyoruz. Sualtının muhteşem canlı rengarenk resifleri arasında yolumuzu kesen binlerce balık sürüsü arasında yüzmek hayallerimden bile güzel. Teşekkürler doğa, mucizelerin için.

Kaş merkezde denize girebileceğiniz plajlar mevcut. Burada gördükleriniz; Büyük ve Küçük Çakıl plajlarıdır. Çocuklu aileler olarak tercihinizi Çukurbağ Yarımadasında yer alan plaj “beach” lerde de yapabilirsiniz.

Sene 2019.

Kaş‘tayım. Bu sefer evli ve iki çocuklu.

Kaş‘ın içinde değil ama Çukurbağ Yarımadasında kalan bir oteli ayarladık. Kaş meydan artık kalabalık ve fazla trafik kaldırmadığını okumuştum bloglarda. Hatta gece ses yüzünden çoğu aile Kaş’a yakın yerlerde kalmayı öneriyordu bazı panellerde. En son gittiğimde tek sesi yüksek olan mekan Mavi Bar’dı. Ama orasıda sahilde, ve pek kalabalık olmayan bir yerdi.

Club Çapa’da yer bulmuştuk ve fiyatlarda fena değildi. Resepsiyonu geçince mor ve beyaz renkli begonviller bizi karşılıyor. Ve Kaş‘ın güneş ve denizinin kokusu yüzüme çarpıyor.

Odamıza yerleştiğimiz gibi, otelin plajına iniyoruz. Tertemiz derin mavi sular bizi bekliyor. Çocuklar binbir merdiveni indikten sonra cumburloppp suya atlıyor. Nefis bir görüntü ve bu sefer çocuklarımla beraber Kaş‘a merhaba…

Denizin açıklarına doğru yüzerken bile görebileceğimiz mesafede bir deniz kaplumbağası ailesi. Etraflarında atlayan minik bir balık sürüsü. Evet daha ayağımızın dumanı tüterken Kaş, bizi, beni yine o sihriyle karşıladı.

Ailece gezilerde en önemli şey, seyahat edeceğiniz yere mutlaka bir planla gitmekmiş bazı bloglara göre. Bizde öyle yaptık;

İlk günümüzü dinlenerek, Kaş‘ın huzurunu hissederek geçirmeye ayırıyoruz.Ve plan mı, aslında plan tam da buuu ;))

Kaş ve çevresindeki koylarda çocuklarla yapacağımız tekne turu için limandan ayrılıyoruz. Ama bakar mısınız, denizin o muhteşem rengine…

İkinci günümüzde otelimizin tavsiyesi üzerine harika bir tekne turu bizi bekliyor. Teknenin tenteli üst bölümüne çıktık. Sabah erken saatler ve vira vira demir alıyoruz Kaş Limanından…

Heyecanlıyız…

En çok merak ettiğim Kekova.

Orayı tekrar görmek istiyorum.

Tekneyle binlerce koya girdik, çıktık. Çocuklar suya atladı, daldı ve sahile yüzme yarışları…Teknede balık sefaları…ve Kekova batık kenti. Bizi yolumuz boyunca yamaçlarda antik Kekovalı asilzadelerin mezarları selamlıyor. 1990 yılında sanki daha çok şey görmüştüm… Belki de kayıkla gezdiğim için daha detaylı seyredebilmiştim. Olsun, yine hala gizemini koruyor, etkileyici.

Kaleköy‘e varıyoruz. Burası ilginç bir nokta çünkü buraya karadan gelmek mümkün değil. Üçağız köyünden teknelerle gelebiliyorsunuz ya da bizim yaptığımız gibi Kaş‘tan. Liman 1990 yılına göre gelişmiş. Sağda solda restoranlar, çay bahçeleri. Organik dondurmacılar, el işi oyalar, oyalarla bezenmiş eşarplar elbiseler, kaktüsler. Taşlı patikada yukarı çıkmak zor. Turdan pek çok kişi Simena Kalesini görmek için çıktılar bile.

Bizse tembel aile planındayız. Çocuklarımla organik dondurmamızı yalayıp, cumburlooop deniz. Kekovalı kralların mezarlarının arasından sıcacık sularda yüzüyoruz. Denizin altını keşfedip,  kanoyla turluyoruz. Çok keyif aldık ama kısa sürdü bir saatlik mola. Keşke o billur suların içinde bütün gün yüzebilseydik.

Çocuklarla Kaleköy’de denizin keyfini çıkarmalısınız. sıcacık su, kum ve en önemlisi sığ deniz…Burası o kadar doğal ki, hiçbirşey bozulamamış. Bu nedenle arılara her yerde dikkat etmelisiniz.

2019 temmuz ayında Kaş meydanı hınca hınç dolu.

O sessiz, bakir huzurlu liman yerini farklı farklı noktalardan gelen yüksek sesli müzikle karışık insan gürültüsüne teslim etmiş. Mavi Bar bile kenarda sönük kalmış.

Yalnız bir sokak varki, Uzun Çarşı olarak adlandırılıyor. El işiyle yapılmış ayakkabılar, çantalar, takılar, keten kıyafetler, sabunlar ve mumlar buluyoruz Ece’yle bu şık sokakta. Tam da bu sokağın başında kocaman bir Kral Mezarı yer alıyor. Burada ailece fotoğraf çekiliyoruz, ardından alışverişe devam.

Kaş’ta çocuklarla nerede yenir?

Bilemedim. İnanın bizde pek doğru düzgün yer bulamadık. Hatta bir akşam bunun için bir saate yakın yürüdük. Her yer balık restoranları ile dolu ve büyük çoğunluğu rezervasyonlu. Şöyle sulu yemek yapan bir yer bulamadık. Yine dürüm, kebap, pidecileri bulduk. Neyseki otelimizin restoranında gayet yeterli yemek alternatifleri vardı.

Kaleköy’de yer alan Simena Kalesi

Kaş tatili yapmak isteyen ailelere önerilerim;

Çukurbağ yarımadasında kendi koyu olan bir otelde konaklayın.

Tekne turuyla çevre koyları ve Kekovayı gezin.

Çukurbağ çevresindeki plajlara gidebilirsiniz

Büyük Çakıl ve Küçük Çakıl plajları hemen meydanda. Şemsiye şezlong ve en önemlisi denize iniş için merdivenler mevcut.

Kaş meydana inecekseniz, mutlaka taksi çağırın. Çünkü trafik sıkışıklığından arabanızda saatlerce bekleyebilirsiniz. Merak etmeyin mutlaka meydandan geri dönüş için taksi bulunuyor.

Kaş’a yakın olan Patara Antik kentini ve plajını gezin.

Meis adasına da buradan turlar var. Tabi yanınızda pasaport bulundurmayı ihmal etmeyin.

Yeni açan ayçiçeği ve binlerce yıllık olan kral mezarlarının arasında bambaşka bir zaman aralığında yaşıyoruz…

Kaş‘ın neredeyse 30 yıllık gelişimini gözlemledim.

Turizmin faydalarını ve getirdiği olumsuzluklara en güzel örnek olarak gösterebilirim.

Hatta muhteşem sualtı güzelliğinin artık bitiyor olması bence bizlere ders olmalı.

Kaş‘a gittiğinizde fotoğraflarınızda bizi de etiketlemeyi unutmayın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.