Post empresyonist ressamların öncülerinden Van Gogh’un ışık, renk ve umutla örülü dünyasını dijital teknolojinin sunduğu imkanlarla keşfetmeye gidiyoruz, hazırlanın!
Yağışlı bir sonbahar gününde camdan dışarıyı seyrederken, 2025 yılının son ayına doğru geldiğimi fark ettim. Zaman ne kadarda hızlı geçiyor diye düşünmeden edemedim. Bu yıla ailecek neleri katmıştık, Ocak ayında hazırladığım listemde neleri yapabilmeyi başarmıştım. Tüm bunları kendi içimde sıralayıp muhasebesini yaparken, listemde yer alan İBB Dijital Deneyim Merkezine hala gidemediğim aklıma geldi. Halbuki teknoloji, sanat ve yaratılıcılığın bir araya geldiği bu harika sergi Şubat 2024 yılında açılmıştı. Hemen bi organizasyon patlatıp, kızım Ece ile beraber ara tatilde geleceğin kültür ve sanat deneyimini sunan merkezine doğru yola çıktık.
En sevdiğim semtlerden olan Sütlüce’deki Dijital Deneyim Merkezi, hemen Miniatürk’ün yanında yer alıyordu. Lokasyon olarak hem otobüs hemde özel araçla rahatlıkla ulaşabileceğimiz bir noktadaydı. Google’da okuduğum yorumlara göre, bilet kuyruğu uzun oluyormuş. Bu çok hoşuma gitti, çünkü sanata olan ilgimizin arttığını gösteren bir durumdu. Diğer yandansa maalesef sergiye giriş için uzunca bir zaman beklememiz gerekti. Sanırım tatil döneminde özellikle gençler ve aileler için revaçta olan kültürel etkinlik olma yolundaydı.

Öncelikle pusetli aileler için harika bir deneyim olacağını söylemeliyim. Anneler babalar rahatlıkla bebeğinizle beraber gezebileceğiniz tek kata yayılmış bir alanda Van Gogh ve eserlerini deneyimleyebilirsiniz. Yalnız Sanal Gerçeklik Odasına 8 yaş altı maalesef alınmıyor. Bu nedenle aranızda kısa çöpü kim çekerse, artık “Günün Şanslısı” diyerek görev paylaşımına gidebilirsiniz. 8 yaş üstündeki çocuklarla her bölümü rahatlıkla gezebilirsiniz, emin olun yaşı kaç olursa olsun hiçbir çocuk burada sıkılmaz. Tam onların algılarına yönelik, keşfedici birleştirici ve interaktif oyunlarla hazırlanmış harika bir deneyim müzesi diyebilirim.
Sergiye girişte karşınıza çıkan “Dijital Oda” bölümünde, Van Gogh’un ışığın izinde geçirdiği hayatı ve eserlerinin ilgi çekici hikayeleri dijital olarak sunuluyor. Burada post empresyonizmle ilgili anlatılar, resimlerin üzerine çektiğiniz ekranda ressamın çalışmasının imgesel anlatımları, çocukların bayıldığı dijital yap boz ekranları gibi interaktif sunumlarla dolu bir sergi minik ziyaretçileri bekliyor.
“Sanal gerçeklik Odası”, VR teknoloji ile donatılmış dinamik alanlardan bir tanesi olmasıyla bayağı cazip bir alan. Burada yapılan etkinlik için girişte ekstra bir ücret ödemeniz gerektiğini belirtmek isterim, mutlaka sorun. “Van Gogh’un Paleti” adlı sanal gerçeklik deneyimi, paleti merkeze alarak oluşturulan hayali bir manzara eşliğinde, Van Gogh’un kariyeri boyunca yaptığı eserleri benzersiz, etkileşimli ve duyusal bir deneyimle keşfetme imkânı sunuyor.

“Sürükleyici Deneyim Odası”, inanılmaz bir ortam. Giriş yaptığınız anda kendinizi Van Gogh eserlerinin içinde yaşıyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Sanki tablodaki uçuşan beyaz Japon çiçeklerini tutacakmışsınız ya da tohumları tarlaya atan çiftçi sizmişsiniz gibi heyecan duyuyorsunuz. Hayal sınırlarınızı zorlayan bir ortam olmasından dolayı mı bilemedim ama heyecanlanıp duygulandığımı da itiraf edeyim sizlere…
“Artırılmış Gerçeklik Odası” bölümünde, yüksek çözünürlüklü LED ekranlarla donatılmış duvarlar, tavan ve zemin sayesinde ziyaretçiler, farklı zaman ve mekânlara yolculuk yapıyormuş gibi hissediyor. Bence en güzel selfie çekilen alan diyebilirim. Belki ses ve renkler, bazı çocuklar için yüksek ve rahatsız edici gelebilir burada, dikkat etmenizi öneririm.
“Dijital Koridor” ise bambaşka bir dünya. Çocuklar buraya da bayılacak emin olun. Vincent Van Gogh ve eserleri yapay zeka teknolojisi ile sinemaya uyarlanmış olsaydı nasıl olabileceğini ziyaretçilere anlatılıyor. Üç farklı eseri deneyimleyebileceğiniz koridorda, hareketle tepki veren interaktif yüzeyler ve oyun alanları sayesinde mekân canlı bir tuvale dönüşüyor. Hatta koridorun sonunda yer alan interaktif kaydırak sayesinde çocuklar, Van Gogh’un “Yıldızlı Gece” tablosunun içinde bambaşka bir dünyaya doğru kayıyorlar.
İBB Dijital Deneyim Merkezinde yer alan bu sergiyle Van Gogh’un bilinçaltına dalıp gençlik yıllarına şahit olabildiğiniz, güneşi kovaladığı yaratıcı dönemlerine ve Saint Remy’deki hastane odasının penceresinden açılan sonsuz manzaralara yelken açıyorsunuz. Sarının sıcaklığı, doğanın canlılığı ve en karanlık anlarında bile renklerle kurduğu bağın dijital dokularda hayat bulduğu bu sergiyi 30 Aralık 2025 tarihine kadar ziyaret etmeniz öneririm.

Çok heyecanlandığım bir şeyi daha paylaşayım sizinle. Yapılan bu serginin kesinlikle bu kadar talep görmesi açıkçası beni şaşırttı ve bir o kadar da mutlu etti. Okullar, gençler ve aileler akın akın çocuklarıyla buraya gelip uzun kuyruklarda sabırla beklemeleri bana gelecekle ilgili bir umut veriyor. Siz ne dersiniz? Sanatın evrensel dilinin farklılaştığı ve kabuk değiştirdiği şu dönemde sanatın meşalesinin yanmaya devam edeceğini hissettim. Çünkü bu sergiyle Van Gogh’un ışığı çocuklarımızın hayallerinde bir hatıra bırakacak.
2025 yılının son mekan yazısını noktalamadan önce herkese, yeni umutların örüldüğü, mutlulukla, sağlıkla ve sevdiklerinizle geçecek harika bir yıl dilerim. Seneye yeni bir mekanda buluşmak dileğiyle, herkese sevgiler.


